![]() | ||||||||||||||||||||||
| ||||||||||||||||||||||
|
| ||||||||||||||||||||||
BUGÜNSON YORUMLANANLAREN ÇOK OKUNANLARHABER ARA |
Eee .. Ne Olacak Şimdi ?26 Ocak 2011, 22:13 Eee… Ne olacak şimdi?Olup bitenlerden sonra söylenen bir sözdür. “E ne olacak, ne edelim bundan böyle? sorusuna özet bir yanıt aradığımızda bu sözü sıkça kullandığımızı bilirsiniz. Ben de derim ki, ağalar, beyler!… Tablo aşağıdaki gibi: 87 yıl önce tek ulus olabilmek için ortak dilimizi yaratma ve koruma derdine düşmüştük. Rahmetli Atatürk tarafından Türk Dil Kurumu kurulmuş idi, Kenan Evren döneminde kapatıldı! Yetmedi… Son günlerde “Alt dil-üst dil” hecelenmeye başlandı. O da yetmedi. Mersin’de seyircilerden biri sahnedeki sanatçıdan Kürtçe bir şarkı istedi, ‘Kürtçe şarkı bilmiyorum” diyen yerel sanatçı alnının ortasından kurşunu yedi… Erzurum Kongresi Türkçe ezanla başlamıştı. Zamanın Diyanet İşleri Başkanı rahmetli Rifat Börekçi, “Yeşil sarık, fes şart değil, zaten ‘fes’ bize Fas’tan gelen bir modadır, kutsal kitapta böyle bir giysi tanımı yoktur” deyip şapkasına ters çevirerek namaz kılmıştı. Kutsal kitabımızda olmamasına rağmen mevlit okutan tek müslüman ülke olma rekorunu elde tutmaktayız. Bir din adamı çıkıp da ‘mevlit okuyarak para alan imamım aldığı para haramdır!’ demedi, diyemedi…. Avrupa ülkelerinin pek çoğundan önce kadına seçme ve seçilme hakkı verilmişti. “Kocam değil mi, sever de, döver de…” diyen kadın sayımız hiç de küçümsenecek sayıda değil… Amerika’daki özgürlük (7) kıta, (7) denizi, (7) dikenli taçla özgürlüğü tanımlayan, o meşhur heykel dedelerimizin parası ile yapılmıştı. Dünyaca ünlü özgürlük anıtı Mısır’a dikilmek üzere zamanın mısır valisi tarafından yaptırılmıştı. Ama zamansız öldü, padişah değişikliği de olunca, sipariş anıt Fransa’da kaldı. Fransız yetkilileri de o görkemli anıtı (Özgürlük Anıtı) Amerika’ya bağışladılar… İki asır önce bir Osmanlı valisi sanata böyle değer verirken, Sarıkamış’ta dikilen anıt ‘Ucube’ oldu. Ankara Büyük Şehir Belediye Başkanının bir heykel için “Böyle sanatın içine….” dediğini de anımsadınız değil mi? Bizi yakından ilgilendiren kararlar önce alt, sonra üst komisyonlarda tartışıldıktan sonra parlamentoda oylamaya sunulurdu eskiden. Son yıllarda daha alt komisyonda bile tartışılmaya açılmayan hükümler Amerika’ya danışıldığı anlaşılınca; “Türkiye, Washington’un haberi olmadan tuvalete bile gidemez!” (19.01.2011 Yılmaz Özdil) “Türkiye Tayyiban Cumhuriyeti değildir,olamaz!…” ( Oktay Vural) gibi isyan ve hiciv dolu sözler ayyuka çıkmaya başladı. Birinci Dünya savaşı sonrası bu memlekette kişi başına düşen milli gelir 200 dolar iken, Japonya’da 133 dolar idi. Birinci dünya savaşı sonrası Çörçil, Atatürk’e yazdığı bir mektupta: “Savaş sonrası tüm ülkeler büyük yara aldı. Sizde de, bizde de çok yaralı var. Sizin ülke müsait, bize bir yer gösterin, masrafı biz karşılayalım, sakat çocuklar için bir yurt yapalım” şeklinde bir teklifte bulunuyor. Atatürk, İsmet İnönü’ye dönerek: “Bak İsmet!… Bunlar hep böyle iyilik meleği gibi görünerek girerler bir masum ülkenin koynuna. Sakın ha!…” dediği belgelerde sabittir. Bugün itibariyle yurdun işlenmeyen toprağı (mera), Avrupa ülkelerinin işlenen toprağına kadardır. 2009 yılı sonu itibariyle, 12 milyon ton sadece buğdaya 3.5 milyar dolar para ödediğimizi, kurbanlık hayvanları bile dışarıdan aldığımızı anımsayın. Ve….. İşin en içimizi acıtan yönü ise; eskiden toprak mahsulü ofisinde her türlü tohumu istediğimiz kadar stok ederdik. Son yıllarda istediğimiz kadar değil; izin verdikleri kadar tohum stoku yapabildiğimizi biliyor musunuz?. Hedef belli; aniden savaş patlarsa, stok azlığı eşittir açlık demektir. E ötesi kolay… ‘Kayıp on bir trilyon’ davasında suçlu bulunan Sayın Erbakan cezasını yazlık evinde ifa ederken cumhurbaşkanı tarafından af edilince dosya kapandı gitti… daha önce kendisi için anayasaya bir ek madde getirildi: “75 yaş üstündeki kişiler ceza evine gönderilmez …” Anayasada böyle bir madde varken, son yapılan ‘Evet-Hayır’ oylamasında cuntacılardan hesap sormak için evet veren vatandaş acaba doksan kusur yaşındaki sayın Evren’i nasıl yargılayacaklardı? ‘Cuntacıları yargılamak için EVET!’ sloganını ne çabuk unuttunuz, e haydi yargılasanıza…. İçerdeki sanık sayısı, tutuklu sayısına hemen hemen denk. İşte bu işin bir başka drama yanı. Ama…. Hizbullahçılar dışarıda. Sayın (!) İmralı’da yatmakta olan bebek katili : ‘Odam dar geldi’ dedi, büyüttük. Duvar kağıtlarını beğenmedi, Avrupa’dan özel kâğıt getirttik, “Burada canım sıkılıyor” dedi komşu bulup geldik. Ama Prof. Dr.Mehmet Haberal’ı yargılayan mahkeme bir üst kurulca ‘Bu davayı yürütemezsiniz!’ demesine rağmen görevde tutulurken;”Meşe ağacının neresi nerenize kaçtı?” demesine rağmen görev başında. Kılına dokunan olmadı…Acaba bu sözü o zevat kime söylemişti ? Ama bir ihbarla başlayan sansasyon sonucu Yenihisar Belediye Başkanı görevden alındı, mahkemede suçsuz bulunarak göreve 7-8 ay sonra iade edildi. VE DİKKAT! “Kısa sorularla dünyada neler olup bittiğini insanların ne kadarını bildiğini, insanların dünya meseleleri ile ne denli ilgileniyor veya biliyor?” sorusuna yanıt arayan bir tarama 2003 yılından bu yana her ülkede yapılmaktadır. Sonuç V-A-H-İ-M !… Finlandiya birinci, Kore ikinci, Kanada üçüncü…. Tunus alttan birinci. Türkiye alttan ikinci sırada… Bu hükümetin beyin takımını inceleyelim mi: Cüneyd Zapsu’dan başlayalım: Alman vatandaşı ama Türkiye Cumhuriyeti Başbakanın danışmanı. ‘Kürt Teali Cemiyetinin kurucu üyesi’ Halası, bebek katilinin akıl hocası, Musa Anter’in karısı. Dahası, “Kürdistan’da Kürtten başka millet yoktur, olmayacaktır!” diyen Abdurrahman Zapsu’nun torunudur. Bülent Arınç: Yaralı bir şekilde camiye sığınmışken Aydınlı genç asteğmen Mustafa Fehmi Kubilay’ın bağ testeresi ile başını gövdesinden ayıran zat-ı muhteremin torunu olduğu yüzlerce kez yazıldı çizildi. Ömer Dinçer: Profesörlük tezinin çalıntı olduğu anlaşıldığından, unvanı geri alınmış. Koskoca devletin bir bakanı bilgi hırsızlığından suçüstü yakalanmış yani… Mücahit Aslan: 10 Aralık 2002 günü, beyaz sarayda, tutanaklarına geçmeyen sayın başbakanın Bush’la konuşması sırasında içeriye alınan kişilerden biri. Dengir Mir Mehmet: Yeni Cumhuriyetin temeli atılmaya çalışıldığı günlerde “Din elden gidiyor!” naraları altında halkı toplayıp bağımsız bir Kürt devleti kurmaya çalışan Şeyh Said’in torunu. E şimdi de, kıssadan hisse zamanı: Aradan yaklaşık 20 yıl geçmeden her iki dünya savaşını yaşamış olan Avrupa’nın bir ülkesinde, zaten fakir olan bir aileden tek bir kız kalmıştır. Kız, aç, susuzdur. Sığınacak yer arayışı içindeyken, kendine sıcak davranan bir erkeğe sığınır. Erkek bu gariban kızı bir süre kullandıktan sonra götürür bir geneleve teslim eder ve yüklüce bir transfer parası alır. Kız aradan yaklaşık altı ay geçtikten sonra arkadaşlarının bu işi belli bir para karşılığında yaptığını anlayınca, pencereden atlayarak intihar eder… Mehmet GENÇ 15.01.2011-İzmir Bu haber 1912 defa okunmuştur.
|
PRATİK LİNKLERGÖRÜNTÜLENME |
||||||||||||||||||||
|
Sayın Kullanıcı ve Ziyaretçimiz,
www.sosyalguvenlikmusaviri.net sitemiz iş ve sosyal güvenlik konusunda , bilgilendirme amaçlı mevzuat, bilgi ve kültür platformudur.
Web Sitemiz;
1 - Sitedeki bilgilerin kesinlik, doğruluk ve güvenilirliğini, kullanıcıların ihtiyaçlarını karşılayacağını garanti etmez.
2 - Sitede yer alan bilgilerin kullanılmasından doğan veya doğabilecek, dolaylı veya dolaysız zararlardan sorumlu değildir.
3 - Sitemizden linki verilen her türlü web sitesi, program, neşriyat, kitap, dergi ve bezerlerinin içeriğinden ve kullanımından doğacak/doğabilecek olumlu/olumsuz zararlardan sorumlu tutulamaz.
Sitemizde yer alan yazı, makale, açıklama, bilgi ve içeriğin tüm hakları 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu doğrultusunda web sitemize aittir. Sitemizden herhangi bir şekilde kopyalama, alıntı yapılması, ticari amaçlı kullanılması, başka bir yerde yayınlanması yasaktır. Ancak web sitemiz kaynak gösterilmek kaydıyla, kısmen alıntı yapılarak başka yerde yayınlanabilir.
Saygılarımla .. FUAT TÜTÜNCÜOĞLU - Sosyal Güvenlik Uzmanı Altyapı: MyDesign Haber Sistemi |
||||||||||||||||||||||