Sosyal Güvenlik Uzmanı - SSK Bağ-Kur SGK Bilgi Por
ANASAYFA HABER ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR ANKETLER SİTENE EKLE RSS KAYNAĞI İLETİŞİM

BUGÜN

HABER ARA


Gelişmiş Arama
MELİHA OKUR ile SÖYLEŞİ

MELİHA OKUR ile SÖYLEŞİ

Tarih 26 Ocak 2010, 20:36 Editör Fuat Tütüncüoğlu

Sitemin onur konuğu ; Hukukçu,Gazeteci-Yazar Sayın Yasemin ARPA Hanımefendinin Sosyal Güvenlik Müşavirleri Derneği yayın organı olan İŞTE SOSYAL GÜVENLİK Dergisinde yayımlanan söyleşisi.

 

Ben 30 yıldır bir tek şeyin özlemini çekiyorum.

Entelektüel sermayesi olan bir medya

Patronuyla çalışamamaktan üzüntü duyuyorum.

Çünkü ancak beni entelektüel bir patron anlayabilir.

 

 

Meliha Okur son günlerde çiçekçi olarak karşımıza çıktı. Eleştiriler de aldınız bununla ilgili. Daha şiddetli eleştiriler

de bekliyorduk onunla ilgili ama gelmiyor.Normaldir.

Vatandaşlardan aldığınız tepkiler nasıl?

Birçoğu benim olaylara bakışımı biliyor. Çok iyimser bir tablo yaratıyorsunuz diyorlar, takılmıyorum. Hiçbir yerin

adamı değilim ben. Ben Meliha Okur olarak iyimserlik yaymaktan, umutlu olmaktan yanayım. O yüzden bu reklam

filminde gönüllü olarak yer aldım. İnsanlara olumlu enerji vermek istedim. Tek amacım bu.Siz de daha çok çiçek almaya başladınız mı bu tanıtım filminden sonra?Ondan sonra hiç çiçek gelmedi bana, nedendir bilmiyorum ama hiç çiçek gelmedi.Çiçek almıyorum ama başka şeyler alıyorum tabii. Evimin her tarafı çiçek, çiçekleri çok severim. Alacağız vereceğiz,alışveriş yapmaktan korkmayacağız. Ama bilinçli alışveriş yapacağız. Bilmeden her şeyi hoyratça

kullanmak gibi bir aptallığa da yakalanmayacağız.

BENİM EN BÜYÜK ÖZELLİĞİM O...

Ekonomi gazeteciliği yapanlar kendilerini bir süre

sonra ekonomist gibi mi görmeye başlıyor?

Ben her şeyden önce gazeteciyim. 80 li yıllar benim gazeteciliğe başladığım yıllar. Türkiye’nin 1983 yılında Özal’la

başlattığı açılım dönemi benim de ufkumun, genç bir insan olarak kafamın çok çok açılma dönemiydi. Gazeteci olmaya

karar verdiğimde iki alanda çalışacaktım. Ya politika yapacaktım -seviyordum çünkü- ya da henüz gazete içinde çok

fazla yer almayan ekonomi haberciliği olacaktı. Ben İstanbul’da yaşıyordum, Ankara’ya gitmek istemedim. Dolayısıyla

da ekonomi yolculuğunu tercih ettim. Ekonomi haberciliğini tercih ettim. Ben gazeteciydim, gazetecilik okumuştum,

bankacılık üzerine daha sonraki yıllarda master yaptım. Ama hep gazeteciliğin gerekli olduğu 5N 1K kuralının

peşinden gittim. Ben haberin peşinde koşan bir insanım benim en büyük özelliğim o, ben haberciyim.

KAPIDAN KOVSANIZ BACADAN GİRERİM...

İlk gazeteciliğe Ulusal Basın Ajansı’nda başladım, 15 gün sonra beni işten attılar. Birşey yapmadım aslında, İstanbul

Sanayi Odası’na toplantıya gitmiştim... Ama hiç üzülmedim çünkü daha önce üniversiteden de hocam olan Alp Orçun’la -o zamanlar Dünya gazetesinin genel yayın yönetmeniydi bir görüşme yapmıştım. “Eğer seni almazsam ne yaparsın?”

diye sormuştu. “Valla almazsanız kapıdan kovsanız bacadan girerim” demiştim. İşten atıldığım gün baktım ki Alp

bey beni işe çağırıyor. Gittim, Dünya gazetesinde işe başladım. Dediler ki, senin şefin bu yaşlı ton ton; adı Refik Balcı.

Tam alaylı. Yıllarca Cumhuriyet gazetesinde çalışmış, üniversite okumamış, belki lise bile okumamış bilemiyorum. Ama kendine göre sistem kurmuş,herkesi evladı gibi gören, hiçbir şey beğenmeyen, yazdığımız yazıları buruşturup atan, haber öyle çıkmaz böyle çıkar diyen, her gün saat sekizde gazeteye bekleyen, dokuzda toplantılar öncesi en az üç özel haberle güne başlanılmasını isteyen, bunlardan en az bir haberin hazır olmasını isteyen bir yönetici. Kendisinden çok şey öğrendim.

GAZETECİLER BİRBİRLERİNİ HABERLEŞTİRİYORLAR

Son söylediklerinizi yöneticilerin bizden beklentisini yükseltmemek

içinyazıdan çıkarsam mı?

Değil, değil... O zamanki iletişim teknolojisiyle bugünkü arasında temelde çok büyük farklılık var ama bugün unuttuğumuz bir şey de var. Bugün haberin peşinde koşmuyoruz,haberi unuttuk, birbirimizle meşgulüz. Temel sorun bu.Gazeteciler birbirlerini haberleştiriyorlar halbuki haber karşıda,haberin peşinde koşacaksınız kamuoyunu bilgilendireceksiniz.

GERÇEKTEN KAVGA ETTİKLERİNİ SANMIYORUM

Hedefi şaşırmakla mı ilgili? Ya da ünlü ve popüler olmanın

yolu biraz da bu atışmalardan mı geçiyor?

Ünlü ve popüler olmanın yolu biraz değil epey bu atışmalardan geçiyor. Herkes ünlü ve popüler olmak isteyebilir,

bir sakıncası yok. Zaten son derece bireysel işler. Yani starlık sistemi üzerine kurulu, star olduğunuzda da çok dar olan pastadan en iyi pay size sunuluyor. Dolayısıyla birebir insanların birbirleriyle bu kadar didişmelerinin kavga

ediyor görüntüsü çizmelerinin altında yatan neden de bu. Gerçekten kavga ediyorlar mı; ettiklerini hiç sanmıyorum.

BENİ ANCAK ENTELEKTÜEL BİR PATRON ANLAYABİLİR

Elbette bir pasta var, kimin reytingi yüksek olursa, kim popüler olursa pastadaki payı alacak; güzel iş. Halbuki pastadaki pay haber odaklı alınsa, o zaman yolculuk farklı olacak. Burada tabii ki en büyük hata medya patronlarında.

Medya patronlarının entelektüel sermayesi olmak zorunda.Ben 30 yıldır bir tek şeyin özlemini çekiyorum. Entelektüel

sermayesi olmayan bir medya patronuyla çalışamamaktan üzüntü duyuyorum. Çünkü beni ancak entelektüel

bir patron anlayabilir.

GAZETECİLERİN ÇIĞLIĞINI KİMSE DUYMAK İSTEMEDİ

Cumhuriyet gazetesi, İlhan Selçuk, sözünü ettiğiniz bu

kritere uymuyor mu?

İlhan bey 83 yaşında, saygımız sonsuz. Meslek büyüğümüz,yolculuğuna saygı duyarız. Ama ideolojik duruşlarla hayatı ve olayları kucaklayan gazeteler istemiyorum. Benim bahsettiğim, dünyanın değişimine çok kolay adapte

olabilen, kültürden, sanattan yana duruşu olan... Daha doğrusu Türk medyasının en temel sorunlarından birinin bu olduğunu düşünüyorum. Ne zamanki gazeteler Cağaloğlu’ndan çıktı İkitelli’nin yolunu tuttu...

Ben gazeteciliğimin gençlik yıllarında Cemal Süreya ile yemek yerdim. Bütün bunlar koptu gitti. Beslenme kanalları

gitti gazetelerin, gazetecilerin. Gazetecilerin çığlığını o dönem kimse duymak istemedi. Herkesin gözünü çünkü rant

hırsı kaplamıştı. Kimsenin gazeteciyi görecek, dinleyecek,meslek örgütlerini dikkate alacak birileri yoktu basın patronlarından.En büyük hata budur. Ne zamanki Cağaloğlu’ndan koptu, o zaman medyanın beslenme kanalları da

koptu. Medya çalışanları İkitelli’de açıkçası kendi iç dünyalarına döndüler, yalnızlığa itildiler. İkitellideki plazalarda

insanlar çok yalnızlık çektiler. Yalnızlaştıkça da çaresiz buna boyun eğmek zorunda kaldılar. Yapacakları hiçbir şey

yoktu, çünkü patronlar geldiler çok büyük makinalar aldılar, teknolojiye yatırım yaptılar ama o makineları çalıştıracak,

kamuoyunu besleyecek, tirajları arttıracak , kamuoyunu bilgilendirecek bu ülkenin yetişmiş insan gücünü, gazeteciyi

görmek istemediler.

Geleceğe dair iyimserlik besliyor musunuz?

Şu an için yaşatamıyorum. Çok üzgünüm ama yaşatamıyorum.Asıl üzüntüm ve kaygım da belki o. Bunun değişmesi

gerektiğine inanıyorum, bu yüzden medyanın daha şeffaf yönetilen daha blok değil daha küçük yapılardan;

irili ufaklı pek çok gazetelerden, dergilerden, televizyonlardan,radyolardan, internet sitelerinden, yayınlarından

oluşması gerektiğini düşünüyorum.

MEDYA PATRONLARI DA KAYBETMEMELİ, GAZETECİLER DE...

Ekonomik gerçeğin çok daha içinden biri olarak bunu herhalde çok yakın vadede gerçekleşebilir bir şey olarak görmüyorsunuzdur.Çünkü sermayenin giderek daha da tekelleşmesi söz konusu, bütün dünyada.Çok önemli bir nokta var. Türkiye’de medyanın yapısına baktığınızda da bir problem var, bir de yüzsüzlük var. Bir tarafta çok büyük bir güç var, bu güç zaman zaman siyasilerle çatışmaya giriyor ve yine gazeteciler kaybediyor.

Medya patronları da kaybetmemeli, gazeteciler de kaybetmemeli.Yani siyasetçilerle bu kadar iç içelik doğru değil.

Belirli yapıların küçülmesi gerekiyor. Mesela Doğan grubunu ele alalım, Doğan grubu gerçekten benim yıllarca çalıştığım bir grup, Aydın Doğan benim patronum çok da saygım var.Her şeyden önce insana değer veren bir patrondur Aydın Doğan.Ama ne yazık ki kurumsal kültüründe, bu ilişkileri yönetmede bir kopukluk var, halkalarda bir sorun var. Keşke bu kopukluk olmasaydı. Bunun nedeni grubun çok büyük olmasında. Bu büyüklük aslında kontrolü elden kaçırdığı için belki halkalar koptu. Dolayısıyla Doğan grubunun bugünkü devasa yapısı da aslında düşünülmesi gereken bir durum. Sistemin ana regülatörü ama, Doğan grubunun yanında farklı yapılar da olmalı. Yani daha tekelci bir yapı değil, daha geniş, daha özgürcü hareketin olabileceği bir yapı.Bunu sadece ben söylemiyorum. Yani basın patronlarının bu kadar Ankara ile iç içe olmaması gerektiğini düşünüyorum.

ÇOK ŞEY KAYBETTİK

Daldan dala atlayacağım izniniz olursa. “Kaybetmek” derken,konuyubasının sosyal güvenlik alanındaki bir kaybına

bağlayacağım. Ekim 2008 de yürürlüğe giren reformla basın “yıpranma hakkı”nı da yitirdi.Çok şey kaybettik.

HERKESİN GÖZÜ GAZETECİLERDE

Gazeteciler biraz da cezalandırıldılar mı, politikacılar tarafından?

Herkesin gözü gazetecilerde, sanki gazeteciler çok iyi şartlarda yaşıyor, gazeteciler çok mutlu. Ben 2-3 dil bilen Türkiye’nin dünyanın en iyi okullarında okumuş, mastırlı, lisanslı gazetecilik yapma adına yolculuğa çıkmış arkadaşlarımın aldıkları bir buçuk - iki milyarı bilirim. Gazeteciler böyle çalışıyor. Sadece küçük mutlu bir azınlığın, çok sesi çıkanların dünyasına bakıp da, gazetecilerin de çok hakları var demek doğru değil. Belki de basın patronları böylesine temel hatalar yaptılar. Yani bu kadar çok gazetecilerin haklarına takılırsa basın patronları, çıkış yok.

Hakları daha çok ilerletmek yerine bizde geri adımlar atılıyor. Dediğiniz gibi gazeteciyiz televizyoncuyuz deyince

ev sahibiniz de farklı bakıyor, alışveriş yaptığınız esnaf da. Halbuki gerçek öyle değil.Evet, şöyle. Bu işi yapanın iyi para alması lâzım. Hiç kolay bir iş değil. Çok ilkeli ve çok prensipli olacaksınız.

30 yıl boyunca haftada kaç gün ve kaç saat çalışmışsınızdır

ölçüye vurduğunuzda?

Çok çalıştım ben, çok çalıştım. Çalışmaktan hiçbir zaman gocunmadım. 

BULUNDUĞUNUZ YER DEĞİL, DURDUĞUNUZ YER ÖNEMLİ

9-6 mesaisi olmayan bir iş...Gecede bazen üç davete giderim, seyahate giderim, gün içinde dört tane görüşme yaparım. Gazetecilik kolay bir iş değil ki. Her şeyden önce yazı yazıyorsunuz, bir kelimenin bile yanlış olması gece yarısı uykularınızı kaçırır. Bir haberi kaç yerden doğrulamak zorundasınızdır. Ben şimdi köşe yazıyorum,hiç fark etmez. Aynı şekilde yazdığım her yazıyı bilgi odaklı yazdığım için çek etmek isterim, yanlış bilgi vermek istemem. Onun için zor iş bu, çok yıpranıyor insan. Gazetede çalışan her gün kendini yeniliyor, televizyonda çalışan her saat her saniye kendini yeniliyor, internette çalışan her saniye kendini yeniliyor. Hep mücadele gerekiyor.Gazetecileri bu kadar hakir görmeye çalışmak, gazetecilerin güvenilirliklerini bu kadar aşağı çekmek hakikaten üzüntü veriyor bana. Gazeteciler güvenilir insanlardır ama eğer siz gazetecileri boğarsanız açıkçası insanları istemeden farklı yollara da itebilirsiniz. Onun için bulunduğunuz yer değil, durduğunuz yer önemli. Yani, prensiplerinizden taviz vermeyin, diyorum. Benim pek çok arkadaşım öyle; çok popüler falan değiller, bana göre çok iyi gazeteciler. Nerede durduklarını biliyorum, rensiplerinden taviz vermiyorlar ve bu iş adına üç kuruş paraya talim ederek mücadelelerini sürdürüyorlar. O yüzden ben bu sektörde olmaya devam deceğim niye etmiyim? Mücadele etmek zorundayım.

ANNEM BENİ TELEVİZYONCU- GAZETECİ SANIYOR...

İyi gazeteci olmakla popüler gazeteci olmak aynı şey değil...Demekki bunların çoğu devre dışı sanki. Televizyonda

televizyoncularda da öyle. Ben hatta espri yapıyorum, “Annem beni televizyoncu- gazeteci sanıyor, ben şov yıldızı oldum”diye. Böyle bir şey olabilir mi? Benim iki şapkam var;gazetecilikten geldim, aşağı yukarı on yıldır da televizyonculuk yapıyorum. Hiç televizyoncu olma ihtimalini düşünmedim,televizyoncu oldum. Televizyonlara baktığımda inanamıyoru.Türkiye bu kadar hafif bir ülke mi, anlamakta güçlük çekiyorum.

“NE KORKUYORSUN Kİ?” DEDİM

O konuya tekrar döneceğiz. İşin biraz da hafif magazinkısmına girmek istiyorum. Ekşi sözlüğe de baktım sizle söyleşiye

gelmeden önce...Aman aman... Neler... Ben okuyorum, aslında gülümsüyorum.Mesela yaşadığım bir örneği anlatayım size. Benim bir yeğenim var, İTÜ’yü bitirdi. Almanya’ya gidip gelmişti,birlikte yaşadığı ev arkadaşına, “Teyzem gelecek” deyince,“Aman ha diyor, çünkü televizyon ekranından bana bakarken, ekrandan fırlayacakmış gibi hissediyor, korkuyormuş.Tanıyınca,“ Ne korkuyorsun ki?” dedim. Öğretmen gibi algılıyorlar...Benim işim halkın anlayabileceği dilden bilgiyi, kamuoyuna,insanlara aktarmak. Evlere konuk oluyorum, her kesimin her şeyi öğrenme hakkı var.İçinizdenden geldiği gibi davranmanız, beklenmedik anda beklenmedik sorular sormanız...Ben son derece sıradan bir insan olduğumu düşünüyorum.Popüler kültürün bir parçası olmayı asla düşünmedim.popüler kültürün bir parçası olarak da ortalıkta dolaşmayı seven biri falan değilim ben. Ben sadece bilginin peşinde koşan bir insanım hayatım boyunca hep bilgiye inandım.Bilginin önünde hiçbir şeyin duramayacağını düşündüm ve hayatımda da bilgiyi kendime yol haritası olarak aldım.Benim için tek kriter bu.Diyorlar ki, -“Ukala bir hatun, biran evvel evlenmesi lâzım”.

Espri yapmak istiyorum, feminist tarafımı kaşıyan bir şey oldu. Ukalalığın giderilmesi için insanın evlenmesi mi

gerekiyor? Evlilik ukalalığı tedavi edici bir şey olarak algılanıyor demek ki.Yüzyıllardır kadınları idare eden erkek egemen anlayışın,öylesine, gelişi güzel yorumu.

Bunlar sizi sinirledirmiyor mu?

Hayır sinirlenmiyorum. Gülümsüyorum. Nedeni şu: Demek ki insanlar bana takılıyorlar ki bunları yazıyorlar. İnsan

hiç etkilenmediği insan hakkında bunları yazar mı?Gazetecilik okulunda hocamız Hasan Yılmaer, “Evde kalacaksınız,

gazeteci kızlarla kimse evlenmek istemez” diye takılırdı. Özel yaşamınız merak edildiği için soracağım.

Açıkçası ben 80 öncesi kuşağım. Geçenlerde televizyon kanalında kuşaklar arası farklılıkları inceleyen bir programı

dinledim. Artık bir-iki yıl arayla bile kuşaklar arası farklılıklar olduğunu söylüyorlar. Belki bugün komik gelecek ama,

ben idealleri olan, devrimler yapmayı düşünen, güçlü olması gereken ve mücadele eden bir kuşaktan geliyorum. Dolayısıyla bütün bunları izlerken bunları yazanlara tabii gülüp geçeceğim. Hayat o kadar basit değil. Dünya Türkiyeden ibaret değil. Ben dünyanın her tarafına gidiyorum. Hayal kurmak, idealleri taşımak çok önemli. İdealleri insanları zenginleştirir o yüzden de çok mutluyum ben. Özgürlükçüyüm.

Ntv’de hazırladığınız programda krizden etkilenen ailelere

yaşam koçluğu yaptınız. Siz kişisel yatırımlarınızı nasıl

yönlendiriyorsunuz?

Ben öyle çok paralar kazanan bir kadın değilim ki. Söyledim,prensiplerden sözettim. Prensiplerin olduğu yerde

para her zaman masanın üzerinde büyük bir kart olarak durur.Bir kere, hisse senedi piyasasıyla alakam yoktur. Ama

onun dışında banka mevduatı, hazine bonosu, yatırım fonu,günlük repo gibi olan her şeyde değerlendiririm paramı.

Daha doğrusu bir bankacım vardır, otururuz onla birlikte konuşur, öyle değerlendiririm.

Sizin yaşam koçunuz da bir bankacı o zaman, öyle mi?

Çok değil. Oturur, birlikte değerlendiririz. “Şunu yapsanız daha iyi olmaz mı?” derim.

ÜLKE İNSAN ODAKLI PLANLANMIYOR

IMF- Dünya Bankası toplantıları Ekim’de Türkiye’de yapılacak.1 Ekim, Sosyal Güvenlik Reformu’nun da 1. yılı.

Tabloya bakınca... Türkiye’deki bazı sivil toplum örgütleri sendikaların Dünya Bankası- IMF toplantılarında yapacakları eylemleri okudum . Şimdi önce ona takıldım ister istemez. İkincisi, bütün bunların özetini söyleyeyim. Bir

ülkenin aslında zenginliği insan odaklı hayata bakabilmesi.Bir ülke insan açısından zengin, insan kaynakları açısından

zengin ama, ülke insan odaklı planlanmıyor ben bundan dolayı üzgünüm. Bu yüzden insanlar çok zor ve kötü

şartlarda yaşıyorlar.IMF nin çok ciddi dayatmaları var. Sosyal güvenlik yasalarının değişmesinden tutun da işçiye- memura yapılacak zamlara kadar. IMF’den Türk insanına insan odaklı bakmasını bekleyemeyiz herhalde.

Ben kendi ülkemi yönetenlerin, insanlara insan odaklı bakmasını istiyorum. Çağdaş bir ülkenin insanları, hem

kamu sosyal güvenlik sistemi, hem tamamlayıcı sosyal güvenlik sisteminin çatısı altında olur. Bu ülkenin insanları bu

sosyal güvenlik sistemimde ne kamu ne de tamamlayıcı sosyal güvenlik sisteminin çatısı altındalar. İnsanlar yoksul, insanlar kötü şartlarda çalışıyor, işsizler. Dolayısıyla Türk insanının kaderi bu olmamalı. Ama Türkiye’de bir açmaz içerisinde genç yaşta emeklilik, erken emeklilik sistemiyle kara deliklerin oluştuğu bir yapı. Sosyal güvenlik yükü, taşınamaz bir yük. Politikacıların çar çur ettikleri sosyal güvenlik fonları ve kartopuna dönüşmüş çözemediğimiz bir

yapı. Burada ne yapmamız gerekiyor.? Tartışmak lâzım. Bu sistemin kara deliklerini nasıl çözeceğiz? Nasıl bir model

uygulayacağız? Bir türlü bunu bulamıyoruz. Dünya Bankası’nın,IMF nin işi bu modeli üretmek değil ki. Biz kendi

modelimizi de üretemiyoruz. Dolayısıyla Türkiye bir türlü sosyal güvenlik reformunu yapamayan bir ülke. Bu işin

her bir noktasında bu yapı herkese dokunuyor. Var olan durum bozulacak. Anladığım kadarıyla da kimse bu düzenin

bozulmasını istemiyor. Yani ben böyle görüyorum, bir oyun oynanıyor. Oyun oynamaya gerek yok, realite şu: Günün birinde bu ülkenin bütün emeklileri emekli maaşlarını alamayacak duruma gelebilir. Bizim akılcı, konsensus içerisinde

bu sistemi çözmemiz lâzım. İktidar çıktı, sosyal güvenlik reformu,50 -60 yıl bu olacak dedi. Ve benim 50-60 yıllığa hiç kafam çalışmıyor,gitti çöpe..olmaz böyle bir şey hiç kimse samimi değil.

Mesleğe başladığınızdan beri hep sigortalı mı çalıştırıldınız?
Ben mesleğe başladım sigortam yapıldı ama aralarda mesela sigorta primlerimin yatmadığı, -onları o zaman kontrol etmiyorduk- oldu. Büyük bir kurumun çatısı altında çalışıyorsanız,o kurumda insan kaynakları gibi bir departman varsa, sizin de sigortanız varsa, siz ne düşünürsünüz, sistemin
sizin bütün primlerinizi zamanında yatırabileceğini.Eğer yatırmıyorlarsa sorun var demektir. Zaten siz orada,bir dakika diyorsunuz, gürültü koparıyorsunuz.
30 yılda kaç kez başınıza gelen bir şey bu?
Çok.
Emekli olabildiniz mi?
Yeni oldum daha. Prim gününü epey önce doldurdum ama, ben tabii şeye de inandım. Emekli olayım iki maaş alayım gibi, insanlara haksızlık etmek istemediğim için, daha çok çalışmak istedim.
Çok güzel bir söyleşiydi. Son olarak sizin eklemek istediğiniz bir şey var mı?
Ben aydınlık bir Türkiye istiyorum. Aydınlık Türkiye’de de insanların en azından hastane kapılarında hoyratça muamele görmemeleri gerekiyor. Yani sağlıklı bir sosyal güvenlik
sistemiyle yaşlılarını da gençlerini de değerlendirmesi gerektiğini düşünüyorum.
Çok teşekkür ediyorum.

Bu haber 734 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

ANA SAYFA

Yabancılara Türkiye de çalışma kolaylığı

Yabancılara Türkiye de çalışma kolaylığı Yabancılara Türkiye de çalışma kolaylığı

Tıbbi malzeme bedelleri de SGK dan

Tıbbi malzeme bedelleri de SGK dan Tıbbi malzeme bedelleri de SGK dan
YEŞİL SARI KIRMIZI24 Ocak 2012

PRATİK LİNKLER

HAVA DURUMU

Detaylı bilgi için resmin üzerine tıklayın.

ANKET

? TÜRKİYE DE MEDYA ?







Tüm Anketler

GÖRÜNTÜLENME

Toplam Ziyaretçi:

Sayın Kullanıcı ve Ziyaretçimiz, www.sosyalguvenlikmusaviri.net sitemiz iş ve sosyal güvenlik konusunda , bilgilendirme amaçlı mevzuat, bilgi ve kültür platformudur. Web Sitemiz; 1 - Sitedeki bilgilerin kesinlik, doğruluk ve güvenilirliğini, kullanıcıların ihtiyaçlarını karşılayacağını garanti etmez. 2 - Sitede yer alan bilgilerin kullanılmasından doğan veya doğabilecek, dolaylı veya dolaysız zararlardan sorumlu değildir. 3 - Sitemizden linki verilen her türlü web sitesi, program, neşriyat, kitap, dergi ve bezerlerinin içeriğinden ve kullanımından doğacak/doğabilecek olumlu/olumsuz zararlardan sorumlu tutulamaz. Sitemizde yer alan yazı, makale, açıklama, bilgi ve içeriğin tüm hakları 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu doğrultusunda web sitemize aittir. Sitemizden herhangi bir şekilde kopyalama, alıntı yapılması, ticari amaçlı kullanılması, başka bir yerde yayınlanması yasaktır. Ancak web sitemiz kaynak gösterilmek kaydıyla, kısmen alıntı yapılarak başka yerde yayınlanabilir. Saygılarımla .. FUAT TÜTÜNCÜOĞLU - Sosyal Güvenlik Uzmanı
RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

Altyapı: MyDesign Haber Sistemi